Vurdumduymazlık…
Bananecilik…
Boşvermişlik…
Yangınlar, depremler, açık, savaşlar, tsunamiler…
İnsanlık gemisi kıyıya vurdu.
Buzullar eriyor.
Bazı ülkelerde sıcaklık artı ve eksi boyutlarda, yaşamı zorluyor.
Canlı türleri yavaş yavaş yok oluyor.
Balinaların sevişme çığlıkları yok artık okyanuslarda…
Dünyanın ve insanlığın sonunu çağrıştıran İsrafil’in surunu çalıyor kapitalistler…
Doymaz, kör, yok edici, çılgın, Allah’ın belası kapitalistler…
X X X
Duvarlar çekiliyor kentlere…
Yüzlerce yıl öncesi gibi…
Yoksulların, açların, savaştan ve ölümden kaçan insanların varsıl şehirlerine girmelerini engellemek için.
Soğukta, kavurucu sıcakta, açlıktan ve hastalıktan ölmeleri için.
“Utanç duvarı” denirdi eskiden, şimdi “kurtuluş duvarı” diyorlar.
Neden, kimden kurtuluş?
Sömürdükleri yoksul ve aç bıraktıkları, ölüme terk ettikleri insanlardan…
Boğulup kumsala vuran o küçük çocuktan bile utanmadılar…
X X X
Hapishaneler, yaşlılar evi, bakım evleri, tımarhaneler, kerhaneler çoğalıp duruyor. Kapitalizm, insanları ve tüm insancıl değerleri alınıp-satılan bir meta furyasına dönüştürdü.
İnsanlık, beş paraya satılır oldu.
X X X
Neden kimseyle anlaşamıyorum?
Neden uyumsuz bir yaşlı oldum?
Neden bu denli öfkeliyim kapitalist soygunculara hempaları faşistlere?
Neden insanlar bu denli vurdumduymaz?
Neden hep aynı yalanları dinliyorlar?
Neden? Neden? Neden?
X X X
Fanustaki küçük kırmızı balık da öldü.
Yalnız kaldım.