Eğitimci yazar Soner Atabek yazdı

Tarih: 23.02.2026 10:43

Ruhumuzu Hangi Putlara Sattık?

Facebook Twitter Linked-in

"İnsan, ceketini iliklediği her faniyle birlikte aslında ruhunu da düğümler."

Hiç düşündünüz mü; özgür olduğumuzu sandığımız bu koca dünyada, aslında kaç bin tane görünmez efendimiz var? Sabah uyandığımızda zihnimize üşüşen o bitmek bilmeyen kaygılar, birinin önünde boyun bükerken içimizde hissettiğimiz o tuhaf küçülme duygusu, "el alem ne der" putuna kurban ettiğimiz çocuksu hayallerimiz ve sırf konforumuz bozulmasın diye yuttuğumuz onca acı hakikat… Modern insan, boynundaki tasmayı parlak unvanlarla, lüks evlerle veya marka logolarıyla süslediğinde özgürleştiğini sanıyor. Oysa gerçek hürriyet, birinin karşısında düğmelediğimiz o ceketle birlikte ruhumuzu da iliklemeyi bıraktığımız an başlar. Dünyadaki güç odakları; krallar, baronlar ve tiranlar, varlıklarını hep senin korkun üzerine inşa ettiler. Korktukça bağlandın, bağlandıkça düşünmeyi bıraktın. Oysa o büyük çağrı, bu korkuyu kuldan alıp her şeyin gerçek sahibi olan O’na yönlendirmemizi ister. Bu bir köleleşme değil, aksine kulun kula kul olmaktan kurtulduğu en büyük özgürlük eylemidir. Çünkü kula yönelen korku seni küçültür, seni aciz bir gölgeye çevirir; ama O’na yönelen o derin sevgi ve haşyet seni arındırır, seni büyütür. Unutma, insan en çok korktuğu şeye benzemeye başlar; o yüzden korkunu yalnızca O’na ver ki, O seni kendi güzel isimleriyle, kendi asaletinden bir nefesle yeniden var etsin.

Sadece kendi inancımızda da değil, insanlık tarihinin tüm o kadim vicdanları bize hep aynı şeyi fısıldadı aslında. Buda, dışarıdaki unvanlara tutunmanın bir göz boyaması olduğunu söylerken "Kendi kendinizin ışığı olun" diye yalvarıyordu; çünkü bir başkasının ışığına sığındığında kendi karanlığında kaybolursun. Lao Tzu, gerçek hakikatin gürültülü unvanlarda değil sessizlikte olduğunu, bir lidere taparcasına bağlanmanın insanı kendi özünden kopardığını anlatıyordu. Yüzyıllar sonra Hz. İsa, unvanların altında ezilen yorgun ruhlara "Yeryüzünde kimseyi 'Baba' diye çağırmayın, tek bir otoriteniz var; O da göksel olandır" diye seslenirken, aslında insanın onuruna vurulan prangaları kırıyordu. Krishna ise bizi sarsıcı bir benzetmeyle uyarıyordu: Bir faniye tapınmak, azgın dalgaların ortasında boğulurken kurtulmak için bir başka taşa sarılmak gibidir; oysa o taş da seninle birlikte dibe çökecektir.

Şimdi gel, elimizi kalbimize koyalım ve kendimize dürüstçe soralım: Biz bugün kimlerin önünde ceket ilikliyoruz? Kimin adı geçtiğinde sesimiz titriyor, kimin yanlışı karşısında "vardır bir hikmeti" diyerek dilsiz kalıyoruz? O devrimci cümle, "Yalnız Sana kulluk ederiz" ($إِيَّاكَ نَعْبُدُ$), bugün bizim hayatımızda gerçekten ne kadar yer kaplıyor? Bu sözü her söylediğimizde dünyadaki tüm sahte tahtları yerle bir etmemiz gerekirdi. Ama biz; bir parti liderini hatasız ilan ederken, bir şeyhin gölgesinde kendi irademizi yok sayarken aslında kendi putlarımızı yaratıyoruz. Birine "Reis, Efendi, Ağam, Paşam" diyerek verdiğin her unvan, kalbinde ona ayırdığın yer kadar senin özgürlüğünü kemiriyor. Eğer bir isim hakikatin önüne geçiyorsa, o isim artık senin için bir perdedir.

Üstelik bu esaret sadece insanlara da değil. Modern dünyanın o parıltılı "Altın Kafesi"ne, konfor alanımıza ne kadar da köle olduk. Ruhumuzu hangi taksitlere, hangi lüks sitelerin güvenliğine sattık? "Aman huzurum bozulmasın" diyerek kaç haksızlığa göz yumduk? Altımızdaki araba, bankadaki rakam, oturduğumuz evin semti… Kaçımız bunlara, bir insana eğilmekten daha feci şekilde eğiliyoruz? Konfor, modern insanın ruhunu uyuşturan bir afyondur. Bir markanın tutkunu olmakla bir faniye kul olmak arasında, özgürlük namına hiçbir fark yoktur. İbrahim peygamberin o meşhur haykırışı gibi; batıp gidenleri sevmemeli insan. Çünkü batacak her şey, seni de beraberinde o derin karanlığa çeker.

Seni zayıflatan, seni bir kula veya geçici bir eşyaya tapınmaya mecbur eden her kelimeyi kalbinden söküp atma vakti gelmedi mi? Sen birilerine sığındıkça küçülüyorsun, acizleşiyorsun. Oysa Âlemlerin Rabbi seni ayağa kalkman için, onurunla yaşaman için çağırıyor. İnsan ancak O’nun huzurunda eğildiğinde, başka hiçbir gölgenin önünde eğilmeyecek kadar devleşir. Boynundaki o görünmez zincirleri kır artık. Konforunun seni esir almasına, unvanların seni kör etmesine izin verme. Hakikatin yolu müritlik üretmez, hürriyet doğurur. Kimsenin önünde haksız yere eğilme; çünkü hakikat sessizdir ve o sessizliğe yaslanan, hiçbir fani fırtınada yıkılmaz.

"Boynundaki zinciri altınla kapladığında esaretin bitmez; sadece köleliğin parıldar. İnsan, ancak hiçbir gölgeye sığınmayacak kadar ayağa kalktığında gerçekten özgürdür."

Yazar Soner Atabek


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —