Toprağı satmak kolaydır. Çünkü alıcısı çoktur. Fakat toprağı kazanmak kolay değildir. Savaşların çoğu toprak kazanmak amacıyla olmuştur. Toprak olmadan, millet olmaz, mille olmadan da devlet olmaz. Devletlerin en önemli görevi toprağını korumaktır. Tarihte topraklarını satan devletlerin sonları hüsran olmuştur.
En önemli örnek Filistin’dir. İsrail’e topraklarını sattılar. Şimdi o sattıkları topraklar başlarına bela oluyor. Köy kanununun yanılmıyorsa 80’ci maddesi kaldırıldı. Köy arazilerinin satışının önü açıldı. Kanunda bir yerin arazilerinin %10’nundan fazlası satılamaz şeklinde idi. 6-7 il bu kotayı aşınca kanunda değişiklik yapıldı. Ülke yüzölçümünün %10’nu aşmaz şeklinde değiştirildi.
Kanunda bir madde de vardı. Karşılıklılık diye bir madde vardı. Bu madde şu idi. Yabancı birisi Türkiye de bir mülk aldığında. Türkiye de buna karşılık dışarıdan bir mülk almadan bu satış gerçekleşmiyordu. Bu maddede kaldırıldı. Böylelikle yabancıya mülk satışının önü açıldı. Sonra bir arazi alma furyası başladı. Alıcılar satın aldıkları araziyi görmeden arazi alımları başladı. Tapuyu getir paranı al şeklinde bir arazi alımları başladı. Çok arazi satışı oldu.
Arazisini satanlara sordum. Neden satıyorsunuz diye? Aldığım cevap arazimin değeri misal 6 bin lira ise 15 bin lira verdiler. Borcumda olduğu için sattım şeklinde idi. Bunları neden anlattım. AKP iktidara geldikten sonra ülkede bir özelleştirme hastalığı başladı. Hattı zatında özelleştirme adı altında satış yapılıyordu. Satılmadık milli varlığımız kalmadı. Toprağın altındakilerde satıldı. Toprağın üstündekilerde satıldı. Satılacak yerler kalmadı.
Şimdi toprağın kendisi devlet tarafında satılmaya başlandı. Ege ve Akdeniz sahillerindeki kupon araziler ve kamuya ait misafirhaneler devletten kiralık ve satılık olmak üzere özelleştirilerek satılacak. Toprağı satmak kolaydır. Fakat toprağı kazanmak zordur. Devlet kolayını tercih ediyor. Geçmişini bilmeyen geleceğinde emin olamaz. Bu toprakların her karışı şehit kanı ile yoğrulmuştur. Şehitlerin kemiklerini sızlatacak olaylardan kaçınmalıyız.
Devletin birinci görevi topraklarını korumaktır. Hani nerde kaldı? Millilik ve yerlilik? Milli olan yerli olan bu toprakların bir karışının satılmasına izin vermez. Bu toprak satışına millet karşıdır. Hani bu iktidar biz milletimizin isteklerini yerine getirmek için varız diyordu? Bu toprak satışı nereden çıktı şimdi? Satılacak yer kalmadı. Eski Türkiye’yi devamlı kötüleyenlere hatırlatmak istediğim bir konu var. Eski Türkiye de bu toprak satışı var mıydı?
Eski Türkiye de bir karış toprak kaybı oldu mu? Amma yeni Türkiye sınırlarımız dışında olan toprağımızı kaybettik. Şah Süleyman türbesini koruyamadık. Türbeyi yerinden taşıyarak sınır dışında olan tek toprağımızı da kaybettik. Eski yeni Türkiye diye bir anlaş olmaması gerekir. Geçmiş eleştirilmez, geçmişten ders alınır. Keşke geçmişten birazcık ders alınmış olunsaydı.
Şayet ders alınsaydı? ülke bugünkü duruma gelmezdi. Çünkü eski Türkiye de demokrasi vardı. Ayrımcılık denen bir nesne yoktu. Yargıya güven vardı. Kurumlara güven vardı. Eski Türkiye de ayrıştırma politikası yoktu. Eski Türkiye de yoksullu yoktu. Sokaklarda açız diye bağıranlar yoktu. Yoksulluktan intihar edenler yoktu. Nereleri satılım diye hesap yapanlar yoktu. Sargılarımla.
Türküm, doğruyum, çalışkanım, ilkem, küçüklerim korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. Ülküm, yükselmek ileri gitmektir. Ey büyük Atatürk! Açtığı yolda, gösterdiğin hedefe, durmadan yürüyeceğime ant içerim. Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
Türkiye laiktir, laik kalacaktır. Ne mutlu Atatürkçüyüm diyenlere! Ne mutlu cumhuriyetçiyim diyenlere! Ne mutlu Türk milliyetçisiyim diyenler! Ne mutlu varlığım Türk varlığına armağan olsun diyenlere! Ne mutlu demokratım diyenler!
15 – 07 -2021 Mustafa KOÇAL